Approvato da espertichiesta 2 volte
Storia di Cizre
Storia e caratteristiche di Cizre
Cizre è stata descritta come una città grande e antica, cinta su tre lati a forma di mezzaluna dal Tigri (). Anche Qazwini e al-Qalqashandi rilevarono che il Tigri circonda la città e sottolinearono l'abbondanza dei suoi giardini (). Ibn Battuta parlò di Cizre con elogio, descrivendone gli abitanti come affidabili, fedeli alla parola data, inclini alla rettitudine e devoti ().
All'interno delle mura vi erano trenta giardini, tre porte cittadine — le porte Cebel, Cedid e Ma —, due moschee del venerdì, otto piccole moschee e cinque madrase (). Quattro di queste madrase insegnavano secondo la scuola sciafeita, e vi erano inoltre un bimaristan (ospedale) e dieci bagni (). Nella storia islamica, Cizre fu patria di dotti di grande fama, come la famiglia di Ibn al-Athir (). In epoche precedenti alla storia scritta, la regione della Jazira fu dimora di Ashur ibn Sam e di popoli persiani; più tardi vi si stabilirono anche gli Urbani, i Romani (Rum) e gli Armeni ().
Nel 17° e 18° anno dell'Egira, l'islam si diffuse nella regione della Jazira, e accanto ai guerrieri arabi vi vissero anche coloro che conservavano la loro origine armena ed ebraica (). Dopo il periodo abbaside, la regione passò sotto l'influenza della dinastia curda degli Ayyubidi — discendente dalle linee marwanide, khaldide, abbaside e omayyade — nonché delle tribù turkmene Aq Qoyunlu e Qara Qoyunlu, e dei Mongoli, Tatari e Persiani (). Nell'anno 922 dell'Egira la regione della Jazira fu annessa alle terre ottomane, e sotto il regno di Solimano il Magnifico il sovrano di Cizre, Hüseyin Bey, si sottomise agli Ottomani (, ). I Curdi stanziati nella regione, insieme ai Musta'rib (arabizzati), si dedicavano all'agricoltura, alla piantumazione di alberelli e all'allevamento ().
Fonti
— İSLAMÎ DÖNEM COĞRAFYA VE SEYAHAT KİTAPLARI
KÜRT TARİHİNİN KAYNAKLARI İSLAMÎ DÖNEM COĞRAFYA VE SEYAHAT KİTAPLARI rıca Dicle’nin üç yandan hilal şeklinde şehri kuşattığını belirtir.1108 Ebü’l-Fidâ, lar.1115 Bu arada İbn Battûta, şehirden övgüyle söz ederek büyük ve kadim bir Kazvinî ve Kalkaşendî de şehri bu şekilde niteleyerek Dicle’nin şehri kuşattı- şehir olarak niteler, insanlarından da güvenilir, sözünde duran, ıslah ehli ve ğını belirtip bahçelerinin çokluğuna işaret ederler.1109 İbn Şeddad dışındakiler dindar insanlar diye bahseder ve Ebu Nûvas (ö. h. 198/ m. 813) isimli ünlü bir hariç sadece surların içinde otuz bahçe saymıştır. Bu arada surlardaki üç kapı Abbâsîdönemi şairinin bir beytini kanıt olarak gösterir. Ebu Nûvas bu beytin- gibi şehrin bazı eserlerini de sıralayarak bu kapıların Cebel (Dağ) Kapısı, Ce- de bu şehirde yaşamayı Allah’tan niyaz ettiği belirterek şöyle yazar: did (Yeni) Kapısı ve Ma (Su) Kapısı olduğunu, ayrıca iki caminin yanı sıra sek- Bir gün Nusaybin’den ben hoşlanmış çok sevmiştim sen mescit, bunlara ek olarak beş medrese bulunduğunu, bu medreselerden Keşke Nusaybin olsa bu dünyada kısmetim1116 dördünün Şafii mezhebine göre eğitim verdiğini, isimlerinin İbn el-Bizrî Med- Kazvinî Nusaybin’i, mamur ve bayındır bir şehir olarak tanımlar. Şehir- resesi, Zahiruddin Kaymaz Medresesi, Razaviyye Medresesi, Kadı Cemaleddin deki ağaçlar ve bahçelerin çokluğuna değinen Kazvinî köylerdeki bahçelerle Abdulkerim Medresesi, beşincisinin Şemseddin Sertekin Medresesi olduğu- birlikte şehirdeki bahçelerin yaklaşık kırk bini bulduğunu söyler.1117 Himyerî nu yazar ismini taşıdığını, bir adet bimaristan (hastane) ve on hamam bulun- de söz konusu bahçelerden ve şehre kattığı yeşillikten, bahçelerden elde edilen duğunu, birçok kalenin de buraya bağlı olduğunu belirtir.1110 ürünlerin bolluğundan ve ayrıca göz alabildiğince uzanan ovalarından söz Cizre İslam tarihinde büyük üne kavuşacak olan ilim adamlarına ev ederek, su kaynaklarının zenginliğine dikkat çeker.1118 sahipliği yapmıştır. Bunların arasında İbn el-Esir ailesi de bulunurdu. Bu aile-
— OSMANLI MATBUATI VE SÜRELİ YAYINLAR
KÜRT TARİHİNİN KAYNAKLARI Konu bakımından oldukça zengin olan eser, Kürt coğrafyasına ilişkin önemli bilgiler sunmaktadır. Kanûni döneminden 1639-40 Sultan IV. Murad’ın vefatına kadar Kürt coğrafyasındaki Kürt aşiret ve kalelerinin Osmanlı Devle- ti’nin hâkimiyetine girmesi, Kızılbaşlarla olan mücadeleler, Kürt aşiretlerinin yardım ve desteklerine dair bilgiler verilmiştir. Müellif, Kanûni döneminde haremden yetişme Kilis Sancağı beyi Canbolat Bey ve Cizre Hâkimi Hüseyin Bey’in Osmanlı’ya itaati, Bitlis Hâkimi Şeref Bey’in Kızılbaşlara tabi olması ve öldürülmesi, Siyavan kalesinin hâkimi Kürt Mahmut Emin Bey’in, Cerem, Bi- dkân, Dosi, Hal ve Temür kalelerinin hâkimlerinin Osmanlı’ya itaati, Zul Ka- lesinin kılıçla alınması, Kürdistan Hâkimi Şahverdi Bey’in Osmanlı’ya itaati ve Hakkâri hâkimi Zekeriya Bey’in Osmanlı’ya tabi olması hakkında malumat vermekle beraber Osmanlı ordusunun İran’a yaptığı seferlerde Kürt mîrlerin- den alınan yardımlara ilişkin bilgiler de vermektedir. Eserin nüshaları, Berlin, Devlet Kütüphanesi Nu. 208; Dresden, Memleket Kütüphanesi Nu. IS81; Viyana, Milli Kütüphanesi Nu. 1057, Nu. 1058; Viyana, Konsul.- Akad., Nu. 266; Londra, Brit. Muz., Add. 1871 ayrıca or. 7353; Paris, Milli Kütüphanesi c.r. Nu.72; Scbefer Koli., Nu. 1034; Manchester Üniversitesi Kütüp- hanesi Lindsay koli., Nu. 161/2; Petersburg, Genel Kütüphanesi Nu. 530; gene orada, Asya Müz., Nu. 28 (her ikisi de 1049’a kadar gelirler); Leiden, Üniversitesi Kütüphanesi Nu. 1311; Uppsala, Üniversite Kütüphanesi Nu. 283 (1049’a kadar gelir); İstanbul, Nuri Osmaniyye, Nu. 3026 (1049’a kadar gelir, Nu, 3090/92); Es’ad Efendi, Nu. 1094; Bayezidiyye, Nu. 2353; Hamidiyye, Nu. 895; Damadzade dülkadir Özcan’a Armağan, s.203-237; İbrahim Peçevî, Tarih-i Peçevî, I-II, Matbaa-i Âmire, İstanbul 1283; İbrahim Peçevî, Tarih-i Peçevî, Haz: F. Ç. Derin-Vahit Çabuk, Enderun Kitabevi, İstanbul 1980; Peçevî İbrahim Efendi, Peçevî Tarihi, sad. Bekir Sıtkı Baykal, I-II, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara1981-1982; Historija: 1520- 1576, I-II, Haz: İbrahim Alajbegovic Pecevija, Sarajevo Kalem, 2000; Filiz
— OSMANLI MATBUATI VE SÜRELİ YAYINLAR
OSMANLI MATBUATI VE SÜRELİ YAYINLAR Cezire ve Asurya bölgelerinde bulunan ahalinin asılları araştırıldı- ğında geçmiş zamanlarda birbirine karışan bazı kavimlere kadar ula- şılır. Yazılı tarihin olmadığı zamanlar bu havali Asur bin Sam ve sonra da Fars kavimlerinin meskeniydi. Daha sonraysa Yemen ve Hicaz’dan göç eden birçok Urban (Çöl Arapları) buralara yerleşmiştir. Miladi dört asır geçince Romalıların Asya’yı istilasıyla bir miktar Rum ve bu müna- sebetle hududun dışında olan Kafkasya havalisinden biraz da Ermeni milletleri yerleşmiştir. Hicretin 17 ve 18. Senelerinde İslamiyet Cezire ve Asurya bölgelerine yayılmış ve sakinlerinin hepsi İslam ile şereflen- miştir. Burada yerleşen Arap gazileri ile yalnız bir kısım Ermeni ve pek çok az miktarda Yahudi asıllarını korumuştur. Abbasi döneminin iki asrı geçer geçmez Asya memleketleri tevaif-i mülük [beylikler] arasın- da bölünmeye hazırlanmıştır. Mervaniye, Haldiye, Abbasiye ve Emevi- ye neseplerinden bazıları Kürt Eyyubiye hanedanının münasebetleri vesilesiyle buralara gelmiştir. Ayrıca Akkoyunlu ve Karakoyunlu deni- len Türkmen aşiretleri ve daha sonraları ise Moğol, Tatar ve Acemler de buraya gelip ahali ile karışmışlardır. Hicretin 922 senesinde Asya’nın birçok noktasıyla beraber Asurya bölgesi de Osmanlı memleketlerine katıldığından Osmanlılık adı buradaki ahali için övünç kaynağı oldu. Bu bölgede yerleşik olan Kürtler ve Müsta’ribin (Araplaşmış) hepsi cömert olduklarından misafirlerini en iyi şekilde ağırlamaktadırlar. Kürtler ziraat yapmak ve bazı yerlerde fidan dikmek ve biraz da hayvan beslemekle meşguldür. Müsta’rib ahali genellikle koyun, deve ve kısrak gibi hayvanlar yetiştirirler. Kürtlerin asabiyetinde ihtilaf vardır. Kürt- ler, Dahhak-ı Mari diye meşhur olan padişahın omuzlarında türeyip iblisin talimatı üzerine günde iki çocuğu yiyerek hayatta kalan acayip hayvanların kurbanı olmamak için dağ ve çöllere çekilmişlerdir. Bu- rada büyüyen erkek ve kız çocuklar birbirleriyle evlenerek Kürt kavmi üremiştir. Hatta lisanlarının kendilerine mahsus ve karışık düzme bir şey olduğu rivayet olunuyor. Fakat gerçekte lisanları Farsçadan galattır. Kürtler fıtraten cesur ve bahadır olurlar. Rüstem-i Zal, Behram Çobin, Şirin’e âşık olan Ferhad ve Eyyübi meliklerinden Selahaddin gibi bun- lardan nice nice kahramanlar yetişmiştir. Mezhepçe ehl-i sünnet ve di- yanetten olup yalnız yüzde bir derecesinde, o da bazı köylerde, Yezidi ve mulhid (dinden çıkan, sapkın) bulunur. Yezidi taifesinin bir miktarı da Sincar dağları ve çölünde sakindir. Bunların ayini güneşin doğu- şuyla başlar ve üç rekât namaz kılarlar. Vaftiz edilme ve reenkarnasyon gibi hususlar da aralarında mevcuttur. Kürdistan’ın yukarı kısmında Farsçaya yakın bir Kürtçeyle konuşurlar. Cezire bölgesiyle Asurya’nın 101 —
Questo articolo è stato compilato dalle domande poste al nostro archivio e revisionato e approvato da un accademico esperto. Ogni informazione è citata per volume e pagina.