Pispor Pejirandiye1 car hat pirsîn
Ma Zaza kurd in?
Nasnameya Kurdî ya Zazayan û Têkiliya Wan a Zimanî
Di çavkaniyan de Zaza wek "firqeyek" di nav gelê Kurd de têne binavkirin (). Herwiha tê diyarkirin ku navê Zaza li beşek ji Kurdan tê dayîn û ew yek ji "civakên Kurdan" in (; ). Ev binavkirin nîşan didin ku Zaza beşek ji nifûsa Kurd in.
Tevî ku Zazakî, zimanê Zazayan, wek Kurdî tê binavkirin, hatiye gotin ku gelek peyvên wê cuda ne (). Di hin salnameyan de hatiye destnîşankirin ku Zazakî awayekî xerabûyî an guhertî yê Kurdî ye (). Digel vê yekê, herwiha hatiye gotin ku Zazakî zimanekî "ji Farsî xerabûyî" an jî zimanekî ku dişibe Farsî ye (; ; ).
Hatiye tomarkirin ku di navbera Zaza û Kurdan de ji aliyê adet û exlaqê bingehîn ve di esasê de ferqek tune ye (). Zaza di nav civakên ku li erdnîgariya Kurdistanê dijîn de têne hejmartin, û agahî heye ku Zazakî digel Kurdî li herêmên wek Ergani, Sancaqa Gencê, Licê, Pasûr, Diyarbekir û Çapakçurê tê axaftin (; ).
Çavkanî
— OSMANLI MATBUATI VE SÜRELİ YAYINLAR
OSMANLI MATBUATI VE SÜRELİ YAYINLAR başlığında ise aşağıdaki bilgiler geçmektedir: Diyarbekir’in haricinde bulunan ahalisinin Kürt193 ve Müsta’rib194 aşiretlerden olduğu malumdur. Kürt taifesinin asabiyetinde ihtilaf vaki olup İbn-i Haldun’un yazdığı gibi sahih olan Kürt-Fars kavmindendir. Kürtler pek cesur ve bahadır olurlar. Müsta’ribe aşiretler ise Rub’iyyeye nispet olunurlar. Çünkü Rub’iyye beni Münzir bu taraflara geldiğinde namına nispetle Diyar-ı Rabi’a denilen şu araziye yerleşmiştir. Kürt ve Müsta’ribe taifeleri ikramda meşhur olup misafirleri hakkında edegel- dikleri hizmet ve ikram cömertliklerini ispat eder. Geçim kaynakları- nın azlığından dolayı kanaatkâr olduklarından gıdaları yetiştirdikleri hayvanların süt ve yoğurdundan ve giydikleri elbise de bez ve abadan ibarettir. Misafirperverliklerinden ötürü güzel bir yiyecek tedarik ede- bilseler onu misafir ve yabancılara ikram ederler. Misafirlerinin çoğuna koyun ve keçi kurban etmek adetleridir. Lakin Kürtlerde ittifak bulun- mayıp aralarında daima nifak vaki olur. Her biri hadd-ı zatında cesare- tine güvenerek bir diğerine boyun eğmez. İttifaksızlıklarının sebebini tarihte şöyle okuduk. Kürt emirlerinin ileri gelenlerinden Oğuz Han nam zat Hz. Peygamber’e biat için Büğdüz isimli Kürt’le bazı hediyeleri takdim eder. Büğdüz huşu ve adap ile Hz. Peygamber’in huzuruna çı- kınca acayip ve kötü görüntüsünden dolayı kendisine nesli sorulunca Kürt taifesinden olduğunu beyan etmiştir. Hz. Peygamber (Allah’ım sen bunların arasında ittifakı sağlama çünkü bunların ittifakı dünyanın harap olmasına sebep olur)195 buyurmuştur. Kürtlerin çoğu ehl-i sün- nettendir. Yalnız bir kısmı Emeviler zamanında Şam taraflarına gitmiş ve oradan garip bir mezhep almışlardır. Bunlara Yezidi denilir. Mez- heplerini Şeyh Adiy’e dayandırırlar. Adiy tarafından ellerinde bir kitap dahi varmış. Hâlbuki bu Şeyh o kitap mündericatından ve Yezidilerin kendi hakkındaki tefevvuhatından biridir. Mezheplerinin özü şeytana tapmaktır. Neuzibillah. Yezidilerden buralarda meskûn ahali pek azdır. Bunlardan Musul vilayetinde Sincar kazasında hayli ahali vardır. Kürt- lerden bir kavim dahi vardır ki vilayette o da pek az olup birkaç köyde sakindirler. Safevi hükümetinin bıraktığı mezhebe yakın bir yola sap- mışlardır. Onlara Türkmen deniyor. Geriye alan Kürt ahali Müslim ve mütedeyyin olup Kürt ve Zaza namıyla iki fırkaya ayrılırlar. Zazaların lisanı dahi Kürdi ise de çoğu kelime değişiktir. Zaza lisanı Farsçadan galatdır. Şu kadar ki birçok garip kelimelerle karışmıştır. Kürtlerin yi- 193 Eserde Ekrad kelimesi kullanılmıştır. Kelimenin karşılıklarından biri Kürtlerdir. Orijinal metinde Ekrad keli- mesinin yanı sıra Kürt kelimesi de kullanılmıştır. 194 Araplaşmış demektir. 195 Söz konusu sözler Arapça olarak yazılmıştır. 99 —
— OSMANLI MATBUATI VE SÜRELİ YAYINLAR
OSMANLI MATBUATI VE SÜRELİ YAYINLAR melere yansımıştır.821 Ergani’de ise “Kürtçe ve Zazacanın” konuşulduğu bilgi- si salnameler mevcuttur.822 Salnamelerden hareketle Kürtçe-Zazaca ilişkisine dair ipuçları da bulunabilir. Örneğin, Genç Sancağı’nda konuşulan dillerle ilgili kısımda “ahalisi İslam ve Hristiyan’dan ibaret olup Kürdi ve Kürdceden muharref olan Zaza ve Ermenice tekellüm ederler” şeklinde bir nitelemeye yer verilerek Zazacanın Kürtçe’nin bozulmuş/başkalaşmış bir hali olduğuna dik- kat çekilmiştir.823 Buna rağmen Kulp Kazası ile ilgili verilen bilgilerde bu sefer de Zazaca için Farisiden muharref denilmiştir.824 Mamüretülaziz’in Pütürge Kazası’nda konuşulan diller arasında ise Kürtçe, Türkçe ve Farisi galatı Zazaca şeklinde bir ibare kullanılmıştır.825 Yine Mamüretülaziz salnamesinde “mevcut ahali sınıf ve milletlerine mahsus Türkçe, Kürtçe, Hristiyanca konuşurlar ve çoğu birbirinin diline aşinadır” şeklindeki bir kullanımla vilayette konuşulan diller hakkında bilgi içermektedir.826 Böylece vilayetlerde salnameleri hazırla- yan ekiplerin konuşulan dilleri tanımlama biçimlerinde farklı terimler kullan- dıkları anlaşılmaktadır. Salnamelerin bu hususta sağladığı bilgilerden biri de Zazaların ve Kur- mancların yaşadıkları bölgelere dairdir. Örneğin, Genç Sancağı merkezinde Zazaca konuşulurken, buraya bağlı olup Erzurum yönünde kurulu olan Gonik nahiyesinde Kürtçe ve Ermenice; Lice, Kulp ve Diyarbekir yönünde yer alan Peçar nahiyesinde Kürtçe, Ermenice ve Zazaca; Çapakçur kazasında ise Kürtçe, Türkçe, Zazaca ve Ermenice konuşulduğu bilgisi yer almaktadır.827 Kürtlerin yaşam alanlarına dair bir diğer husus da aşiret bölgeleridir. Ör- neğin, Bitlis’in Hizan Kazası’nda Melkişan ve Alikan aşiretleri ile bunlara tabi olduğu belirtilen Bekiran, Davudan, Hasenan, Alican ve Ağan isimli taifelerin yaşadığı görülmektedir.828 Bitlis’in İspayret/İsparit Kazası’nda ise hem meskûn hem de konargöçer Alikan aşiretine mensup olduğu belirtilen Canikan, Şehi- dan, Neciman, Mamedan, Berivan, Şehyan, Cendukan kabilelerinin ismi geç- mektedir.829 Mamüretülaziz Vilayeti’nin bazı yerlerinde ise isimlerini aşiretler- den alan Aluçlu, Parçikan, Herdi ve Zeyve gibi köyler bulunmaktaydı.830 Genç Sancağının ise Sulakan/Solahan ve Şüküran aşiretleri şeklinde iki gruba ayrıl- dığı bilgisi de salnamede geçmektedir.831 Bazı salnamelerde vilayetin toplam 821 Diyarbekir Vilayet Salnamesi, Hicri 1301/Miladi 1884, s. 97. 822 Diyarbekir Vilayet Salnamesi, Hicri 1301/Miladi 1884, s. 116-121. 823 Bitlis Vilayet Salnamesi, Hicri 1310/Miladi 1892, s. 256. 824 Bitlis Vilayet Salnamesi, Hicri 1310/Miladi 1892, s. 266 825 Mamüretülaziz Vilayet Salnamesi, Hicri 1325/Miladi 1907, s. 195. 826 Mamüretülaziz Vilayet Salnamesi, Hicri 1325/Miladi 1907, s. 162 827 Bitlis Vilayet Salnamesi, Hicri 1310/Miladi 1892, s. 258-264. 828 Bitlis Vilayet Salnamesi, Hicri 1310/Miladi 1892, s. 187. 829Bitlis Vilayet Salnamesi, Hicri 1310/Miladi 1892, s. 189. 830 Mamüretülaziz Vilayet Salnamesi, Hicri 1325/Miladi 1907, s. 147. 831 Bitlis Vilayet Salnamesi, Hicri 1310/Miladi 1892, s. 257. 265 —
— OSMANLI MATBUATI VE SÜRELİ YAYINLAR
KÜRT TARİHİNİN KAYNAKLARI Kürtçe ve bazısı da Arapça dillerine de aşinadırlar. Ahali genellikle zeki ve akıllı olup zekiliklerinin her yerde şöhreti vardır. Mardin ahalisinin lisanı ise genellikle Arapça olup içlerinde Türkçe bilenler de çoktur. Köy ahalisi genellikle cesurluk ve yiğitlikle bilinen Kürtler ve Müsta’rib aşiretlerden oluşur. Kürtler (Kürt-Fars) kavmine ve Müsta’ribe aşiretler rub’iyyeye nispet olurlar. Her iki kavmin de cömertlikleri meşhur olup misafirleri için yaptıkları hizmet ve ikram bu tutumlarının ispatıdır. Geçim kaynaklarının azlığından dolayı kanaatkârdırlar. Gıdaları hay- vanlarından elde ettikleri süt ve yoğurttan ve giydikleri elbise ise bez ve abadan ibarettir. Misafirperverliklerinden dolayı nefis yiyeceklerden bir şey tedarik ettiklerinde onu misafir ve yabancılara ikram ederler. Misafirlerinin tümüne koyun, keçi kurban etmek adetlerindendir. La- kin Kürtlerde ittifak olmayıp çoğu nifak içindedir. Kürtlerin bir kısmı- na Zaza adı verilip aralarında adet ve temel ahlakça esasen fark yok ise de dilleri bazı farklılıklar taşımaktadır. Konuştukları Zaza lisanının Farsçaya benzerliği vardır. Kürtlerin çoğu ehlisünnet ve cemaattendir. Yalnız bir kısmı Emevi Devleti zamanında Şam taraflarına gitmiş ve oradan garip bir mezhep alarak gelmişlerdir. Torunlarından bir takımı da hala bu mezhebe bağlıdır ki bunlara Yezidi denilmektedir. Çoğu Musul Vilayetinde Sincar taraflarında yaşamaktadır. Diyarbekir, tarih kaynaklarımızda Diyar-ı Rabia adıyla bilinip Amed470 denilen Diyarbe- kir şehriyle Meyafarkin veya Silvan, Atak veya Lice, Hasankeyf, Nusay- bin, Dara en eski şehirleridir. Diyarbekir şehrinin kuruluş tarihi ve isimlendirmesine dair muhtelif rivayetler vardır. Bu rivayetlerin en sa- hihine göre şehrin bugün mevcut olan suru Doğu Roma imparatorla- rından Büyük Konstantin’in oğlu Konstanis tarafından 261 tarihinde inşa edilmiştir. Şehir İran meliki Şapur tarafından tahrip edilmiş fakat İmparator Valanis ve Valantin taraflarından yeniden inşa ve tamir edil- miştir. Mimari usulü de bunu ispatlamaktadır. Daha önce Romalılar tarafından Amid adıyla yad edilmiş bulunması da dikkate alındığında vilayetin isimlendirilmesi hususu açıklık kazanmaktadır. Bunun için Amed adı bunun bozulmuş halidir. Yoksa şehrin intihası Rum serhaddi veya Cezire’de bulunmasından dolayı değildir. Diyarbekir adı ise Bekir bin Vail’in istilasından sonra verilmiştir. Şehir ve civarı uzun müddet birçok hükümet ve mütegalibelerin eline geçtiğinden harap olmuşsa da eski eserleri çoktur. Ezcümle Minar-kış (?) kasabasında on iki pence- resi olan geniş bir bina vardır ki güneş bu pencerelerin her birine birer 470 Yazar bu ismi kullanırken sırasıyla “elif, mim ve dal” harflerine yer vermiştir. Yazarın dikkat çektiği ve Roma- lıların isimlendirdiği şeklinde ise “elif, mim, ye ve dal” harfleri mevcuttur. 170 —
— OSMANLI MATBUATI VE SÜRELİ YAYINLAR
OSMANLI MATBUATI VE SÜRELİ YAYINLAR Cezire ve Asurya bölgelerinde bulunan ahalinin asılları araştırıldı- ğında geçmiş zamanlarda birbirine karışan bazı kavimlere kadar ula- şılır. Yazılı tarihin olmadığı zamanlar bu havali Asur bin Sam ve sonra da Fars kavimlerinin meskeniydi. Daha sonraysa Yemen ve Hicaz’dan göç eden birçok Urban (Çöl Arapları) buralara yerleşmiştir. Miladi dört asır geçince Romalıların Asya’yı istilasıyla bir miktar Rum ve bu müna- sebetle hududun dışında olan Kafkasya havalisinden biraz da Ermeni milletleri yerleşmiştir. Hicretin 17 ve 18. Senelerinde İslamiyet Cezire ve Asurya bölgelerine yayılmış ve sakinlerinin hepsi İslam ile şereflen- miştir. Burada yerleşen Arap gazileri ile yalnız bir kısım Ermeni ve pek çok az miktarda Yahudi asıllarını korumuştur. Abbasi döneminin iki asrı geçer geçmez Asya memleketleri tevaif-i mülük [beylikler] arasın- da bölünmeye hazırlanmıştır. Mervaniye, Haldiye, Abbasiye ve Emevi- ye neseplerinden bazıları Kürt Eyyubiye hanedanının münasebetleri vesilesiyle buralara gelmiştir. Ayrıca Akkoyunlu ve Karakoyunlu deni- len Türkmen aşiretleri ve daha sonraları ise Moğol, Tatar ve Acemler de buraya gelip ahali ile karışmışlardır. Hicretin 922 senesinde Asya’nın birçok noktasıyla beraber Asurya bölgesi de Osmanlı memleketlerine katıldığından Osmanlılık adı buradaki ahali için övünç kaynağı oldu. Bu bölgede yerleşik olan Kürtler ve Müsta’ribin (Araplaşmış) hepsi cömert olduklarından misafirlerini en iyi şekilde ağırlamaktadırlar. Kürtler ziraat yapmak ve bazı yerlerde fidan dikmek ve biraz da hayvan beslemekle meşguldür. Müsta’rib ahali genellikle koyun, deve ve kısrak gibi hayvanlar yetiştirirler. Kürtlerin asabiyetinde ihtilaf vardır. Kürt- ler, Dahhak-ı Mari diye meşhur olan padişahın omuzlarında türeyip iblisin talimatı üzerine günde iki çocuğu yiyerek hayatta kalan acayip hayvanların kurbanı olmamak için dağ ve çöllere çekilmişlerdir. Bu- rada büyüyen erkek ve kız çocuklar birbirleriyle evlenerek Kürt kavmi üremiştir. Hatta lisanlarının kendilerine mahsus ve karışık düzme bir şey olduğu rivayet olunuyor. Fakat gerçekte lisanları Farsçadan galattır. Kürtler fıtraten cesur ve bahadır olurlar. Rüstem-i Zal, Behram Çobin, Şirin’e âşık olan Ferhad ve Eyyübi meliklerinden Selahaddin gibi bun- lardan nice nice kahramanlar yetişmiştir. Mezhepçe ehl-i sünnet ve di- yanetten olup yalnız yüzde bir derecesinde, o da bazı köylerde, Yezidi ve mulhid (dinden çıkan, sapkın) bulunur. Yezidi taifesinin bir miktarı da Sincar dağları ve çölünde sakindir. Bunların ayini güneşin doğu- şuyla başlar ve üç rekât namaz kılarlar. Vaftiz edilme ve reenkarnasyon gibi hususlar da aralarında mevcuttur. Kürdistan’ın yukarı kısmında Farsçaya yakın bir Kürtçeyle konuşurlar. Cezire bölgesiyle Asurya’nın 101 —
— OSMANLI MATBUATI VE SÜRELİ YAYINLAR
OSMANLI MATBUATI VE SÜRELİ YAYINLAR yanlış telaffuz olduğundan şüphe yoktur. Bundan dolayı 2300 sene önce de oraları Kürtlerle meskûndu. O halde diyebiliriz ki Ninova’da ve Dicle vadisinde şüphesiz Babil taraflarından gelmiş olan Asuriler ve Medya’da yani Azerbaycan ve Irak-ı Acem taraflarında, belki Ceyhun ve Seyhun vadilerinden gelmiş olan Medyalılar hüküm sürmekte iken, yine dağlarda Kürt aşiretleri dolaşarak yarı müstakil bir halde bulunu- yorlardı. Nitekim bugün dahi Musul ve Diyarbekir’de Araplar, Tebriz ve Hemedan’da İranlılar bulunduğu halde, iç tarafları hemen sırf Kürt- lerle meskûndur. Kürtler Ari kavimlerden oldukları halde ne Asuri- ler’in ve ne Medyalıların torunları olabilirler. Bu hususta doğru bir delil sayılmaya değer olan lisanlarına baktığımızda her ne kadar Asuri ve Keldani dillerinden alınmış oldukları anlaşılan birçok kelime görü- yorsak da Pehlevi dilinde dahi bulunan bu kelimeler Asurilerle Kelda- niler’in hükümetleri zamanında ve bunların uygarlığının etkisiyle ka- bul olunmuştur. İslam’dan sonra Kürtçe ve Farsçanın aldıkları Arapça sözcüklere benzerdir. Esasen lisan ise Farsçaya benzemektedir. Bu keli- melerin varlığı Kürtlerin Asurilerin soyundan olduklarına değil belki o vakitten beri oralarda sakin bulunmuş ve Asurilerle birlikte yaşamış olduklarına işaret ediyor. Kürt dili Farsçaya ve belki de ondan daha çok eski Pehleviceye benzemektedir. Ancak telaffuzu Farsçadaki gibi latif olmayıp dağ adamlarına ve bedevi halde yaşayan aşiretlere yakışacak biçimde sert ve kabadır. Bu dilin boğazdan telaffuz edilen harfleri çok- tur. Kürt uleması öteden beri Arapça ve Farsça ile uğraşıp kendi dille- rine önem vermediklerinden Kürtçenin edebiyatı bulunduğu iddia edi- lemezse de eskiden beri bu dilde de bir hayli şiirler söylenmiştir. Bu dilin de Farsça gibi Arap harfleriyle yazılışı kolay olduğundan bazı di- vanlarıyla diğer edebi kitapları vardır. Avrupalılar, Kürtçenin gramer kurallarını ve lügatlarını mümkün mertebe toplamıştır. Ayrıca kendi dillerine tercüme edilmiş dilbilgisi kuralları ve sözlük kitapları yayınla- mışlardır. İslami dillerimizde ise bu dilin kurallarına, sözlük ve edebi- yatına ilişkin henüz hiçbir şey yazılmamıştır. Kürtler genellikle cesur ve cengâver, binicilikte de pek maharetli adamlar oldukları gibi bilim ve eğitime ve medeniyete de fevkalade yetenekleri vardır. (Kürt) ismi Fars- çada “yiğit, kahraman, bahadır” anlamıyla kullanılan bir sıfattır. Şah- name’de bu manada pek sık kullanıldığı bilinmektedir. Bu ismin Kürt- lere, doğal cesaretleri dolayısıyla başlangıçta bu manayla verildiği sonradan da isim olduğu anlaşılıyor. Kürtler neredeyse tamamen Müs- lüman ve Sünni olup, çoğunlukla Şafii mezhebine bağlıdırlar. İçlerinde yalnız 50.000 Yezidi vardır. Pek az miktarda da Kızılbaş bulunur. O 111 —
— OSMANLI MATBUATI VE SÜRELİ YAYINLAR
KÜRT TARİHİNİN KAYNAKLARI beldesinin yakınında Dicle’ye karışır. Bu nehrin şiddetli akışı ve taş- kınlarından dolayı buna Zab-ı Mecnun (Deli Zap) dahi derler. Üçün- cüsü Küçük Zap nehridir. Eski adı Zap-ı Esfel (Aşağı Zap) idi. Bu da Acem hududundaki dağlardan doğar ve güneye doğru akarak Dicle’ye karışır. Kürdistan’ın dağlar arasında yer alan ovalarının toprağı verimli olmakla daima oralardan civar ve uzak yerlere envaı hububat mahsula- tı, sebze ve meyve gönderilir. Çoğu beldesinde mazı, palamut ağaçları çok olup Kürt fukarası bu palamut meyvesinden ekmek imal ederler.141 Siyasi Hususlar: Bu bölgede Kürdistan’dan bazı bölgeler ve belde- ler ilave edilerek ve Musul Sancağı dışında kalarak Diyarbekir Vilayeti teşkil olunmuştur. Hududu kuzeyden Erzurum, güneyden Sincar Dağı, doğudan Acem bölgesi ve batıdan Halep ve Sivas vilayetlerinden olu- şur. Nüfusu 700.000 kişiden ibarettir. İdare merkezi Kara Amid ya da Amid ve çoğunlukla Diyarbekir denilen şehirdir. Şehir İslam, Ermeni ve Rumlardan ibaret 20.000 nüfusludur. Buraya bağlı yerlerden biri Si- irt kasabasıdır. Siirt ahalisi Kürtler, Ermeniler, Yakubi ve Nesturilerden ibarettir.142 Dini Hususlar: Kürdistan sakinleri Kürt ve Nesturi olup bu Nestu- rilerin çoğu Musul’un kuzeydoğusundan Acem diyarındaki Rumiye Gölünün hududuna kadar uzanan dağlarda yaşarlar. Cezire’de Sincar Dağı’nda Yezidiler sakindir.143 Edebi (Ahlak-Mizaç) Hususlar: Kürdistan ile Cezire’de sakin ahali cesur, muharip, zeki ve kanaatkârdır. Lakin medeni terbiyeleri noksan- dır. Lisanları Kürdistan’da Farisi lügatine yakın Kürt lisanı demekle maruf lisandır. Cezire’de Arap lisanıdır. Bunların çoğu Türkçe de bi- lirler.144 Tarihi Hususlar: Kürdistan’da sakin Nesturiler üzerine birkaç sene zarında Kürtler hücum ederek birçok kişiyi katletmiş ve bazısını esir al- mışlardır. Osmanlı Devleti buraya yeterli sayıda asker göndererek bu- nun faili olan Kürtleri kontrol altına almıştır. Eskiden Kürtlerin kabile- leri ve kabilelerde de büyük hürmet gösterilen ağaları vardı. Osmanlı Devleti bu ağaları alıkoyarak Kürtleri itaat altına almıştır.145 Kitabın İran kısmında da Kürtlere değinilmiştir. İran coğrafyası anlatılırken hem Kürdistan tabiri kullanılmış hem de nüfus arasında Kürtlerin yer aldı- 141 Ahmed Hamdi Şirvani, Usul-ı Coğrafya-yı Kebir, s. 343-344. 142 Ahmed Hamdi Şirvani, Usul-ı Coğrafya-yı Kebir, s. 344-345. 143 Ahmed Hamdi Şirvani, Usul-ı Coğrafya-yı Kebir, s. 349. 144 Ahmed Hamdi Şirvani, Usul-ı Coğrafya-yı Kebir, s. 349. 145 Ahmed Hamdi Şirvani, Usul-ı Coğrafya-yı Kebir, s. 349-350. 86 —
— OSMANLI MATBUATI VE SÜRELİ YAYINLAR
OSMANLI MATBUATI VE SÜRELİ YAYINLAR ve kuşamlarından, geçim kaynakları ve iktisadi uğraşlarından, yemek ve mut- fak kültüründen, kadın-erkek ilişkilerinden ve çocuk oyunlarından teferruatlı bir biçimde bahsetmektedir. Çelebi, aynı zamanda Kürdistan coğrafyası dışın- da yaşayan Kürtlerden de yeri geldiğinde söz etmektedir. Bu bağlamda, Çelebi, Kürdistan dışında Anadolu’daki, Suriye’deki ve İran’daki Kürtlere de ayrıntılı yer vermektedir. Ünlü seyyah, Kürdistan’daki Yezidiler, Kızılbaşlar/Aleviler, Zazalar,97 Erme- niler, Türkler, Türkmenler, Araplar, Süryaniler, Keldaniler, Nesturiler hakkın- da da önemli bilgiler vererek görece küçük topluluklardan bahsetmektedir. Çelebi, Kürtlerin ekseriyetle Şafii, az kısmının ise Yezidi ve Kızılbaş olduğunu söyler. Evliyâ Çelebi, Kürdistan’daki ve bilhassa Sincar’daki Yezidî Kürtler hak- kında da geniş malumat verir. Onlar için “Saçlı Kürt” ifadesini kullanır ki, bu da Yezidî erkeklerin saçlarını uzatmalarından dolayıdır. Onların inançlarının “batıl” olduğunu söyler. Şafii Kürtlerin çok dindar olduğunu ve aralarından çok sayıda âlimin yetiştiğini ifade eden Çelebi, Yezidi ve Kızılbaşlarla ilgili ise yermeli, küçümseyici bir dil kullanır. Çok sayıda Kürt dili ve lehçesinin varlı- ğından bahseden seyyah, lehçe farklılığından dolayı Kürtlerin birbirini büyük ölçüde anlamadığını kaydeder. Kürtlerin giyim-kuşamından bahseden Çelebî, bütün Kürdistan halkının “şal ve şapık” adı verilen geleneksel/milli bir kıyafet giydiğini not eder. Sonuç olarak, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde yer yer mübalağalar ve sübjektif değerlendirmeler söz konusu olsa da Kürtler ve Kür- distan’ın coğrafyası, tarihi, etnografyası, kültürü, ekonomisi, inançları, dilleri/ lehçeleri, toplumsal yapıları, aşiretleri, mezhepleri ve en nihayetinde gündelik hayatları hakkında hiçbir kaynakta bulunmayan bilgiler barındırdığından bü- yük önem taşıdığı söylenebilir. Nüshaları: 304 numaralı yazma Topkapı Sarayı kütüphanesinde bulunmak- tadır. I. ve II. kitabı ihtiva etmektedir; 305 numaralı yazma III. ve IV. kitap bir arada ciltlenmiştir. III. cilt bu yazmanın ilk 1-185, IV. cilt ise 186-408 varakları arasındadır; 307 numaralı yazma Topkapı Sarayı kütüphanesindedir. V. kitabın bulunduğu yazmadır; 1457 Revan Köşkü nüshası VI. kitabın olduğu nüshadır. Topkapı Sarayı Müzesi Türkçe Yazmaları bölümünde yer almaktadır; 308 nu- maralı yazma Topkapı Sarayı kütüphanesindedir. Yazmanın ilk 188 yaprAğını VII. kitap, son 195 varAğını ise VIII. kitap oluşturmaktadır; 306 numaralı yazma Yıldız nüshası olarak bilinen bu yazma Topkapı Sarayı kütüphanesindedir. IX. ve X. kitabın olduğu nüshadır.98 97 Kürt topluluklarından Zazalar hakkında teferruatlı bir çalışma için bkz. Ercan Çağlayan, Zazalar: Tarih, Kültür ve Kimlik, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 2018. 98 Evliyâ Çelebi B. Derviş Mehemmed Zillî, Evliyâ Çelebî Seyahatnâmesi, C. I-X, Haz. Robert Dankof-Seyit Ali Kahraman-Yücel Dağli, Yapi Kredi Yayınları, İstanbul 2006; Mustafa Alpaslan, Evliya Çelebi Seyahatnamesi’n- de Kürtler cilt I-V, Mardin Artuklu Üniversitesi Sosyal Bilimler Ensttüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 73 —
— OSMANLI MATBUATI VE SÜRELİ YAYINLAR
KÜRT TARİHİNİN KAYNAKLARI daha da aşağıda arpa, buğday, keten, kenevir, mısır, tütün, üzüm ve çe- şitli meyveler ile en alçak yerlerinde pamuk, pirinç ve saire hububat hasıl olur. Bir çeşit bodur meşe yapraklarından alınan kudret helvası şeker yerine kullanılır. Kürt aşiretleri büyük miktarda koyun, at, deve ve keçi sürüleri beslerler. Dağlarda ayı, domuz, pars, vaşak, geyik, ya- ban keçisi, karaca, çakal, tilki ve diğer yabani hayvanlar ve küçük av hayvanları bolca bulunur. Kuzey tarafındaki dağlarda demir, bakır, kurşun ve sair madenler bulunduğu belirlenmişse de çıkarılan maden yoktur. Güney taraflarında, petrol ve taşyağı bulunur. Kürtler mazı, fıs- tık ve yağ çıkarmaya yarar çeşitli hububat ile yapağı ve tiftik gibi mah- sulat ihraç ederler. Kürtler çoğunlukla aşiret halinde yaşayıp mevsime göre mera bulmak üzere yer değiştirdiklerinden tarımla pek de uğraş- mamaktadır. Başlıca geçim kaynakları hayvanlarıdır. Sanatları ise ço- banlıktır. Koyun ve tay satışından kazandıkları parayla geçinirler. Bu- nun için kışın köylerinde kalıp evleri ve tarlaları var ise de yazın tarıma çok önem vermeyip çoğunluğu çadırlarla sürüleri arkasından yaylalara çıkarlar. Bölgede yerel sanayi kilim ve halı ile kaba bez ve keçe türün- den çul ve saire imalinden ibarettir. Yerel ticaret ise zahire ve hayvan alım satımından ibarettir. Nakliye araçları, Dicle’de işletilen kelekten ibaret olup bu da pek külfetlidir. Kışın üç ay nakliyat büsbütün durur. Kürtlerin asılları ve kökeni ve ne vakitten beri oralarda sakin bulun- dukları tarihçe meçhul ise de kadim zamanlarda bu bölgenin güney tarafı (Asuriye) ismiyle bilinirdi. Kuzeydoğu tarafı da (Medya)’dan sayı- lırdı. Eski Medyalıların soyu meçhul olup Turani kavimlerden yani Türk soyundan oldukları zannedilmektedir. Asuriler’in ise Sami ka- vimlerinden oldukları ve Keldanilerle akraba oldukları malumdur. Hâlbuki Kürtlerin Ari kavimlerden olup İranlılarla pek yakın akraba- lıklarının olduğu dillerinden ve sair durumlarından anlaşılıyor. Bun- dan dolayı Kürtlere ne Medyalıların ve ne de Asuriler’in torunları na- zarıyla bakılmamalıdır. Doğu yönünden yani Horasan ve Herat taraflarından oralara gelmiş bir kavim olduklarından şüphe yoktur. Ancak şimdi bulundukları yerlere ne zaman göç ettikleri bilinmemek- tedir. İsa’nın Miladından 401 sene evvel yani bundan 2300 sene önce Yunan eski meşhur muharrirlerinden “Ksenefon” askerle o tarafa git- miş ve mağlubiyetten sonra perişan bir halde dönerek sefernamesini yazmıştır. Ksenefon bugünkü söz konusu bölgenin Diyarbekir, Mamu- retülaziz ve benzeri yerlerin her tarafında (Karduh) adıyla isimlendir- diği kavme mensup ahaliye rast geldiğini beyan ediyor. (Karduh) ismi- nin ise (Kürd) isminin bir Yunanlı ağzında aldığı tebdilden hasıl olmuş 110 —
Ev gotar ji pirsên ji arşîva me hatine kirin hatiye berhevkirin û ji aliyê akademîsyenekî pispor ve hatiye pejirandin. Hemû agahî bi cild û rûpelê çavkanîkirî ne.